Sümer Tilmaç

Hırsızlık

HIRSIZLIK

Efendim,
Son zamanlarda bu hırsızlık meselesine takmış durumdayım. Hani evime arabama musallat olduklarından ya da bunca yıl can hıraş çalıştıktan sonra hırsızlık yapmaya niyetlendiğimden değil bu takma mevzusu. Ne hikmetse, bizler mal varlıklarımızı çalanlara hırsız deriz de duygumuzu, düşüncemizi, yani yüreğimizi ve beynimizi çalanlara hırsız demeyiz. Kanunlarımız da buna hırsızlık gözüyle bakmaz. Sadece somut şeyleri çalanları cezanlandırır ve hırsız diye tanımlar Türk Ceza Kanunumuz.

Karnı zil çalan birinin emeğini çalmak hırsızlık değil midir? Ya da karşısındakine sevgiyle bakan birinin duygularını istismar etmek. Onun iyi hislerinden faydalanmak, ve ranta dönüştürmek, üzerinden para kazanmak hırsızlık değil midir?

Bir meyvenin içinden çıkan kurt kızdırır bizi. Oysa, meyvenin ilk sahibidir o minik canlı ve doğanın kanundur bu. Ama yüreğimize, beynimize giren kurtlar, böylesine haklı değildirler. Sinsi birer hastalık gibi, sömürür ve çalarlar tüm canlılığımızı.

Her seçim dönemi değişik kisvelerde karşımıza çıkanları can kulağıyla dinleyen bizler, mutfağımıza tesadüfen girmiş bir kertenkeleden can havliyle kaçarız. Minicik bir kertenkeleden korktuğumuz kadar korkmayız, iri cüsseli kerten kellerden. Bugüne kadar kertilen kelle olmaya alışmış olan bizler, inandığımız ve sevdiğimiz içindir ki, iki elimiz kanda olsa uğurlarında koştuğumuz halde, bu kerten kellerin iki eli kinde oldukları için kıllarını bile kıpırdatamazlar.

Bu kandırıkçı güruhu, o kadar iyi iş bilirler, ve o kadar iyi kostüm değiştirirler ki, bazen hüşu içinde ibadet edip Allah yolunda bir nefer, bazen de sazlı sözlü eğlence mekanlarında bir dansöz oluverirler. Elbette, onlar için önemlisi, gece yatmadan önce yaptıkları muhasebedir. Vicdanları olmadığından olsa gerek, aldıkları gün sonu raporunun altında yazan nakit kısmına bakmakla yetinirler. Kimlerin duygularını istismar ettikleri, kimlerin emeklerini sömürdükleri akıllarına gelmez. Hırs-ızlıklarıyla yarının programını gözden geçirirler. İşbirlikçileri, yardakçıları, yardım ve yataklık edecekleri düşünürler sadece. Kendileri kerten kelle oldukları için, nasılsa yarın da bir sürü kertilecek kelle bulacaklarından endişeleri yoktur.

Hırsızlığın, kanunlar çerçevesinde suç sayıldığı gerçeğiyle bu kandırıkçıların evine yapılacak olası bir baskında, hiçbir delile rastlanamayacaktır. Etrafa saçılmış olan vicdan kırıntıları da baskın yapan görevlileri etkilemeye yönelik birer tuzak olarak hazırdır zaten. Her şey sıyrılmış ve sadece komplekslerine sarılmış halde uyuyan bu kellere yapılacak bir şey olmadığından, eli boş bir biçimde çıkılacaktır evden.
Bu durumda kendimizi araklamaktan başka çaremiz yok. Gözümüzle gördüğümüzün yarısına, duyduğumuzun dörtte birine inanalım.

Hadi bakalım böyle buyrun.


MERAK ETTİKLERİMİZ

Yıllarca Hürriyet ve Hafta Sonu gazetelerinde çalışan Ata Tilmaç’ın ölümün kendi gazetesinde neden haber değeri taşımadığını açıkçası çok merak ettim.

Bir de, cenaze merasimine katılamayıp, temsilci gönderen bir başkanın, Azrail kapısını çaldığı zaman da mı temsilci göndereceğini merak ediyorum.