Radikal Röportajı | Basın | Sümer Tilmaç

Radikal Röportajı

Pasted Graphic
İçinde bir çocuk yaşıyor
yesil
MUHSİN AKGÜN

Sümer Tilmaç'a 'Merak etmeyin abi yakında şöhret olursunuz' dedim. 'Umrumda değil ben kendi içimde şöhretim' dedi. Şaşırdım... FOTOĞRAFLAR:

Kanal D'de yayımlanan 'Zoraki Koca'da rol alan Sümer Tilmaç'ın tek amacı Münir Özkul gibi bir halk sanatçısı olmakmış. Tilmaç 'Ben sokağın insanıyım. İdealim büyüyünce bir halk sanatçısı, örneğin bir Münir Özkul gibi olmak' diyor
HIZIR TÜZEL (
E-mektup | Arşivi)
İSTANBUL - Sanata ve sanatçıya değer veren bir toplum değiliz maalesef. Pek çok değerli sanatçımızı hep görmezden geliriz. Orhan Pamuk'a bile bozuldu bazı insanlar 'Nobel Ödülü' aldı diye. Şener Şen'i yıllar sonra keşfettik. Yılmaz Güney'i önce anlamadık sonra neredeyse unuttuk. Münir Özkul'un nasıl olduğu ve ne yaptığı kimsenin umrunda değil. Öztürk Serengil'i, Vahi Öz'ü kim hatırlıyor? Keşfedemeyiz ve unuturuz. Kanal D'in reyting rekorları kıran 'Zoraki Koca'da oynayan Sümer Tilmaç'la konuşurken anımsadım bunları. 200'ü aşkın filmde, 60 tiyatro oyununda rol alan bu sevimli adamı da bir türlü keşfedemedik diye düşündüm.
Gerçi, Sümer Tilmaç'ın böyle bir derdi yok. Çocukluğundan beri oyunculuk yapıyor ve geyik bir deyişle o çocukluğu içinde öylesine güzel saklıyor ve besliyor ki, imrenmemek elde değil. Koca bir cüsse, posbıyıklar, kel bir kafa ama için de 10-15 beş yaşlarında bir çocuğun kıpırdanmaları var sanki. Hayata güleç bakmasını, gülmeyi ve güldürmeyi seven bir şahıs kendisi. Antalya'da bir çiftlik kurmuş, turizm amaçlı. Ayrıcana bir gazetede yazılar yazıyor. Filmlerde, dizilerde ve hayatta çok güzel oyunlar oynuyor. Diyorum ki, artık keşfedelim bu Sümer Tilmaç'ı. Onu izlerken dikkat ederseniz eğer, oyunculuk açısından aynı kulvarlarda gezindiği Jean Reno'ya fark attığını görebilirsiniz, uzman değilim ama öyle düşünüyorum. Kendisiyle dizinin içeriği üzerine lafa girdim. Zoraki kocalık filan gibi...
Kaç yıldır evlisiniz?
Vallahi kendimi hatırladığımdan beri evliyim. Herhalde bir 40 sene kadar oluyor. Çocukluk arkadaşım Melek'le 40 sene oldu. 20 yıl sonra boşandık, sonra tekrar evlendim. Ama ayrı gayrı olmadı. AKP de iktidar olduğu için artık biliyorsunuz bunlar doğal karşılanıyor. Hepimiz normal biçimde yaşıyoruz.
Pek anlayamadım ama...
Şöyle, ikinci evliliğimde eşime 'Beni affet gerçi biz evliyiz ama ben 20 yıl evli kaldığım çocukluk arkadaşımla da görüşmek istiyorum' dedim. O da bunu çok normal karşıladı. Böylelikle daha büyük bir aile haline geldik. Hepsi birbiriyle gayet güzel görüşürler, benim çocuklarım onun, çocukları da benim çocuklarımdır. Yanlış anlaşılmasın eski eşimle arkadaşız yani. 20 sene birlikte olmuş iki insanın 'Artık bitti' diyerek ayrılmaları da beni hayatta rahatsız eden şeylerden bir tanesidir. Belirli bir zamanı paylaşmış, belli zorlukları aşmışınız. Bunlardan sonra 'Birbirimizi tanımıyoruz' diye bir şey söz konusu olmaz.
Peki, kendinizi nasıl bir koca olarak görüyorsunuz?
Şimdi ben Bakırköy Akıl Hastanesi'nde çalışırken (bir sivil toplum örgütü için) gördüm, hastaların çoğu bir kadın meselesinden dolayı orada yatıyorlardı. Aşklar, terk edilmeler filan ama erkek için yatan kadın göremedim. Erkeklerin bu konularda daha duygusal olduğunu düşünüyorum. Kadınlar daha güçlü kuvvetli, daha kararlı. Biz ne kadar ataerkil gibi görünsek de daha anaerkil bir toplumuz. Mesela ben eve geldiğim zaman, her ne kadar kel olsam da başımı okşadıkları zaman her şey biter. Fevri hareketlerimiz vardır ama o da hanımlar tarafından derhal kontrol altına alınır.
İyi de, yanıtı alamadım...
Bütün bunlardan nasıl bir koca olduğumu anlamışsınızdır herhalde. İtaatkârız ve sevilmeyi çok seviyoruz. Aşk insanı doğru motive eden bir duygudur. Eşime de söylüyorum 'Sevilmediğimi hissettiğimde gider Türkiye'nin başka bir yerinde başka birine âşık olurum' diye. Çünkü buna ihtiyacımız var.
Bir de hep sizin bu 'Sümer' isminizi merak ederim. Acaba derim içimden, 'Sümerlerle bir ilgisi var mı diye...
Sümerlerle bir ilgimiz yok. Babam ve annem o dönemde Sümerbank'ta çalışıyordu. Kuruluş yıldönümünde dünyaya geldiğim için adımı Sümer koymuşlar. Seviyorum ama yazıyı da ilk Sümerler bulmuş o yüzden hoşuma gidiyor doğrusu.
Siz bir ara siyasete de atıldınız gibi hatırlıyorum...
Doğru atıldım ve arkasından da atıldım yani. Çünkü baktım ki, bizim düşündüğümüz gibi değilmiş. İki ay sonra istifa ettim zaten. Meclis üyesiydim. Ama il başkanının söylediklerini anlatırmışınız meğerse. 'Ben böyle düşünmemiştim beni affedin' dedim. Şimdi Türkiye çok şey istedi. İstedikleri de olmuyor zaten. Halkımızın bu konuda enteresan bir yapısı var. Örneğin televizyon reytinglerine bakınca da ortaya enteresan sonuçlar çıkıyor. Tiyatrolar bitmiş vaziyette. Sanatı olmayan, sanatla ilgilenmeyen bir toplumun ciddi sorunları vardır.

* * * * *
'Bizim okulumuz Yeşilçam'dı' 
40 yıldır bu iştesiniz, ama şöhret olmadınız, niye acaba. 
Bizim okulumuz Yeşilçam oldu. Türk sinema ve tiyatrosunda çalışmadığım pek kişi kalmadı. Şöhret olmanın bedelini çok arkadaşımda yaşadım. Bu işlere çocukluktan başladım belki o yüzden gözlemlerimle bunu tercih ettim. Sokaklarda dolaşmaktan, kimsenin müdahale etmeyeceği bir yaşamdan yanayım. Sokağa çıktığımda oyuncu kimliğimi unuturum. Arada resim filan çektirirler o zaman hatırlarım. Artist gibi yaşamak bana göre değil. Ben bir sokak çocuğuyum. İdealim büyüyünce bir halk sanatçısı, örneğin Münir Özkul gibi olmaktır. Halka bir şey yapmak için yola çıkmışız. Onlara hoşça vakit geçirtip, biraz da düşünmesini sağlarsak ne mutlu bize. 
Sizi aslında Kemal Sunal filmlerinin kötü adamı olarak tanıdık. Sonra nasıl böyle hoş bir komik adam oldunuz? 
Komedyenlik çok ayrıcalıklı bir şey. Geçmişte Türkiye'nin çok önemli komedyenleriyle çalıştım; İsmail Dümbüllü, Levent Kırca, Gazanfer Özcan gibi. Bazı kurallar vardır bizde, komik adam yamuk, uzun boylu, tuhaf olacak, burnu büyük olacak gibi. O komedi tarzı artık pek geçerli değil. Yıllarca komedi sergileyen tiyatrolarda oynadım ama Yeşilçam beni kötü adam olarak benimsedi...