Vefasızlık bir hastalık mıdır?
24-Ağu-07 Kategori: Basın
VEFASIZLIK BİR HASTALIK MIDIR?
On sekiz yaşını idrak ettiğim yıllarda, hayatımın en önemli vefakar insanını, babamı kaybettim. Bunun bendeki psikolojik, sosyolojik etkisi, hastalanmama, hastanede yatmama neden oldu. Ölüm sürecini sözüm ona soğuk kanlı bir şekilde yaşadım. İçimdeki fırtınanın farkına varmadan. Bu fırtına beni midemden yaraladı ve çok büyük bir mide kanaması geçirdim. Tiyatrodayım, her zamanki gibi para yok, sigorta da yok haliyle... ne de olsa tiyatrocuyuz. Ama tuhaftır, kan bankasında kan parayla. Vampir gibi kana ihtiyacım var. Kansızlıktan ölmek üzereyim. Kimi buldurur da kan parası isterim diye cebelleşiyorum. Vücudumdaki kan kaybı, nabzımı yani kalp atışlarımı yüz seksen, yüz doksana çıkarmış bir de üzerine parasızlık eklenince kendimle vedalaşmak üzereyim. Kader bu ya, Antalya'da tanıdığım futbolcu Beşir Abi çıka geldi. Nereden duymuşsa, belki de ben aradım, bilemiyorum. Paraya ihtiyacım olduğunu söyleyeceğim, söyleyemiyorum. Beşir Abi, adam olduğu için benim bu durumumu anlamış olmalı ki, giderken yastığımın altına bir şey sıkıştırdığını hissettim. İşte, aranan kan bulunmuştu. Bir de üstüne üstlük, aradığım adam da bulunmuştu. Bu nokada Beşir Abi, hayatım boyunca abim oldu.
Şimdi diyeceksiniz ki, Beşir Abi'yi Allah gönderdi. Tabi ki Allah gönderdi. Ama böyle düşününce benim Beşir Abi'yi unutup sürekli Allah'ım, bana Beşir Abi'yi gönderdiğin için sana teşekkür ederim deyip, Beşir Abi'ye olan bu maddi ve manevi borcu dualarımla da ödeyebilirdim. Ben her ikisini yapmayı tercih ettim. Şimdilerde, sadece Allah'ım bana bunları yaptın deyip insanı ortadan kaldıran bir sürü zihniyet aramızda dolaşıyor. İyilik yap denize at, balık bilmezse halik bilir ifadesini şöyşe kabul etmiyorum. Yahu kardeşim, hayatınızda bu tarz insanlar varsa, öncelikle onlara teşekkür edin! Aç insanın tabi ki vefası olmaz. Çünkü açtır. Yani, delidir ne yapsa yeridir gibi bir şey. Ama toklar, tok olduğu halde hala tok olduğunun farkına varamayanlar, bir ekmekle değil fırını yiyip doymayanlar, obezler, çocuğundan kocasından para saklayanlar, duygularını gizleyenler, başınıza bir tuğla düşerse, anlarsınız dünyanın kaç köşe kaç bucak olduğunu. Açlık günlerinizi, felsefi bir şekilde anlatmaktan vazgeçin de, adam olun. Bu dünya sizin gibi çok açlar gördü. Mezarlıktan geçerken, bir bakıp iki dakka düşünün.
Son dönemin komplo teorisi, daha doğrusu benim teorim, genetiğinizi bozdular. Vefasızlık mikrobik bir rahatsızlığa dönüştü. Bunun antibiyotiği var mı diye sorarsanız, var. ama bunu yazmayacağım. Sebebine gelince; altı aydır bir şeyler yazmaya çalıştığım halde bir kişinin dışında ne küfreden çıktı ne de merak eden. Eğer bu antibiyotiği merak ediyorsanız arayın. Çünkü çevrenizde çocukalrınız da dahil olmak üzere bir sürü vefasız var. Hiç olmazsa onları hayatını kurtarırsınız. Bir de, siroz hastalığına çare bulundu, adresi bizde.
Şifa arayanlar, evlenmek isteyip de evlenemeyenler, iş bulamayanlar, cinsel rahatsızlığı olanlar, karı koca kavgasından mahkemeye düşenler, kardeşinin parasına musallat olanlar (rantı bol olan bir şehirde yaşadığımız için bunların sayısı bir hayli fazladır), tüm dertlerinizin çaresi bizde. Arayanlara her konuda yardımcı olacağımı garanti ediyorum ama bir şartım var. Vefa konusunda ön bir tedaviden geçmeniz gerekiyor. Eğer vefa konusunda tedavi edilemeyecek durumdaysanız sizin için yapabileceğim bir şey yok, aksi halde çok.
Türkiye'de tanınmış bir sima olan ve ne yazık ki bugün aramızda olmayan, aramızda olmadığı için de değil, bunu yaşadığı süre içerisnde açık yüreklilikle söyleyebilen İsmet Ay, eşcinsel olduğunu saklamazdı. Ve kendisini ilginç bir ifadesi vardı. Derdi ki; "Eşcinselliğin otuz şeşidi vardır ve bunun otuzuncusu benim gimi olmaktır". Burdan yola çıkaraktan, biz bu tarz insanlara bir ifade kullanırız. Bu ifadeyi yazarak iyice tuhaflık yapmak istemiyorum. Onun için gelin bu ifadeyi yazımızda X kişilik olarak adlandıralım.
Yahu rica ediyoruz, bu X kişilik konusunda sıralamada yerini bilmeyenler, bilmemzlikten gelenler, bozmayın ayarları! Kendinizi rahatsız etmeniz bir şey değil de, etrafı rahatsız etmeyin. Hayvanı ciddiye alıp, insanı ciddiye almamazlık etmeyin! Önce kendinize, sonra da başkalrına acımasını bilin. Acıttırmayın, acıyın. Acımasızlık yapmayın. Ele gelen başa gelir. Başa gelen de çekilir.
Başkasının başına gelene acımıyorsunuz, sonra kendi başınıza geldimi feryat ediyorsunuz.
Geçen yazımızda, bundan böyle pırasanın faydalarını yazacağımızı ifade etmiştik. Sayın Erman Toroğlu'nun seçim gecesi çıkıp hepimizi azarladığına şahit olmuştuk ve bunu da yazmıştık. Eh be kardeşim, buna benzeyen bir sürü tuhaf yazılar yazdık. Bir kişi de çıkıp, köşe yazmak sana mı kaldı artist diye, geri dönmedi. Ya benimle, delidir ne yapsa yeridir diye düşünerek, muhatap olmak istemiyorsunuz, ya da biz pırasanın faydalarını biliyoruz diye düşünüyorsunuz. Ve hiç sesinizi çıkarmıyorsunuz. Hani gazeteyi almasam, yazını çıkmadığını düşüneceğim.
Bu köşede yazdıklarımın karşılığında hiç bir maddi kazancım olmadığını bildiğiniz için acaba okumuyor musunuz? Nasıl olsa parasız yazılan bir yazı diye ciddiye mi almıyorsunuz? Ya da ne bileyim dedikodu filan mı yapmam gerekiyor. Levent Kırca, Ali Poyrazoğlu kavgasını ışık mı tutayım. Belki de Hülya Avşar'la ilgili yorumlar mı yapmalıyım? Filancanın selülitleri, Ayşenin kepek sorunu mu ilginizi çekiyor.
Şayet öyleyse, leb demesini de, leblebi demesini de biliriz.
Hadi bakalım böyle buyrun.
MERAK ETMEDİKLERİMİZ:
İlgililer, bilgililer, ilgili olup bilgisiz, bilgili olup da ilgisiz olanlar,Malatya doğumlu olduğum halde, elli yıldır Antalyaya gönül verdiğimi, Antalya için çalıştığımı bilen bilir, bilmeyenlere de duyurulur. Vefasız insanlardan kadrolar kurup, o kadrolarda çalışmak zulmünü yaşayan ben, Antalya Film Festival komitesinde, festivali başlatan Avni Tolunay adına bir ödül konmasını kavga ve dövüşle kabul ettirebildim vefasızlara. Onur ödülü verilmesini kabul ettirdim. Zorla da bir tane de ben aldım, Göksel Arsoya verildi diye.
Bu onur ödülünü verdiğiniz imsamları bayramda, seyranda festival komitesi olarak arıyor musunuz, soruyor musunuz? En son, onur ödülü verdiğiniz Efkan Efekan'ın cenazesine çelenk gönderdini mi? Ailesine bir başsağlı telgrafı çektiniz mi?
Zannetmiyorum çünkü; yıllardır uğraşan bana bile, festival daveti göndermeyen vefasızlar ki Allah'tan ihtiyacımız yok, evimiz barkımız Antalya'da, ama ben şahsım, Menderes Türel adına bütün bu onur ödülü verilenleri, Sanatçı Köyümde ağırlayacağım ve onlara sahici portakal vereceğim.
Antalya içindeki festival sembolü olan portakala benzemeyen portakallara yaprak koyun kardeşim yaprak. Siz koymayacaksanız biz koyalım.