Sümer Tilmaç

Sabah Akdeniz 25/05/2007 Yazı

GAYRI SAFİ MİLLİ HAMSİ

Bu da nereden çıktı dediğinizi duyar gibiyim. Hani duymak değil de hisseder gibiyim... Ama ben de yıllar önce şahit olduğum zaman, aynı sizler gibi "bu da nereden çıktı dedim". Dedim de, mevzu siyaset olunca şaşırmamam gerektiğini, daha doğrusu toplum olarak şaşırmamamız gerektiğini az da olsa öğrendim. Öğrendim de, zaman geçtikçe hafıza yenilemesi yapmamaktan, daha doğrusu yapamamaktan öğrendiklerimizi unutur olduk. Biraz da işimize geldiği için unutur olduk...

Neyse efendim, mevzuya gelelim. 1970'li yıllar, Ecevit koalisyon da olsa iktidarda... Allah inşallah Sayın Baykal'a da nasip eder... Yer Trabzon, benim durumum kitap satıcısı. Bütün Türkiyeyi dolaşıyoruz. İyi ki de dolaşmışız... iyi ki de pazarlamacılık yapmışız... iyi kilerin sebebini ilerideki yazılarımda anlatacağım. Ama senden yazar olmaz derlerse, tabi ki anlatamayacağım. Zaten benden yazar olmaz da...

Oteldeyiz. Akşam yemeğine restorana çıktık. Büyük bir masa, masada yaklaşık on kişi. İçlerinde yakınen tanıdığım İstanbul Milletvekili Erol diye bir arkadaşım (soyadını hatırlayamadığım), beni masaya davet etti. Masaya oturduğum an, diğer arkadaşların da milletvekili ve politika erbabı kişiler olduğunu öğrendim. Kahvelerimizi yudumlarken birisinin beklendiğini, beklenen kişinin su işlerinde bir mühendis, ve Trabzon eşrafından yüksek oy potansiyeline sahip bir ailenin oğlu olduğunu öğrendim. Konunun, ne olduğunu ben de bilmiyorum, arkadaşlar da...

Çok geçmeden beklenen zat geldi. Gayet ciddi oturuldu... Anladım ki konu mühim.Zatın elinde dosyalar, geri kalan dosyaları taşımaları için bir kaç yardımcı...

Büyükçe bir masa hazırlandı. Dosyalar, büyük bir özenle masaya yayıldı. Ciddiyet had safhada... Kimse konuşmuyor. Düşünebiliyor musunuz? Milletvekilleri de konuşmuyor.

Yayılan dosyaların üzerinde zat, brifing vermeye başladı. Mevzuyu, yavaş da olsa anlamaya başladım. Su işleri mühendisi, merkez Trabzon olmak üzere ilk dağıtım borularla Ankara'ya ulaştırılacak, borular basınç sistemiyle çalışacak, üç saat gibi kısa bir sürede Ankara'da olacak. Orada bir tevzi istasyonu kurulacak. Bütün semtlerde doğal gaz şebekesi gibi evlere bağlanacak. Tabi ki, her evde sayaç olacak. O zamanlar doğal gaz moğal gaz da yok çünkü her şey doğal.Mevzu da doğal, zira mühendis beyin oyları çok önemli, e tabi konu da çok önemli. İlk defa uygulanacak bir sistem. Buraya kadar her şey normal, fakat aldı beni bir düşünce. Ankara'ya ne pompalanacaktı?

Beklenen an geldi... Projesine gönülden inanmış genç mühendis, nasıl pompalanacağını teknik olarak net olarak anlattı. Her şey çok inandırıcıydı. Birden bire konu, hamsinin faydalarına geldi Hamside bulunan proteinin, ne kadar yararlı olduğu, her gün tüketilmesi halinde insana ne kadar faideli olacağı konusu, beni birden bire dağıttı. Bu sistemle, hamsinin nasıl bir bağlantısı olabilirdi?

İşte, karadaneizli genç mühendis, Türk İnsanına faideli olmak için, bekletilmeden hamsinin taze taze bol proteinli bir şekilde seri olarak tüketilmesi ve karadenizli balıkçıların kalkınması için kendini helak etmiş. Evlerde, ve de üstelik evlerin mutfağında musluğu açtığınız zaman ister bir kilo, ister on kilo ailenin talebine bağlı, nasıl olsa sayaç var ya... ücretler de aydan aya ödenecek ya elektrik gibi... Önce Ankara, sonra tüm Türkiye hamsiye doyamayacak.

Ben, hamsinin her türlüsünü severim. Proje tamam. Yalnız bir esiği var. Buğulaması mı, ızgarası mı, yoksa tavası mı? Genç mühendis burayı atlamış. Bir de bu sisteme, bunu ekleseydi, yemin ederim ayakta alkışlayacaktım!

Ama buna gerek kalmadı. Masadakiler, mükemmel diyerekten projeyi meclise götürmeye, ve mutlaka uygulanması gerektiğine OY birliğiyle karar verdiler. Abartmıyorum, sarılıp mühendisi öptüler bile. Fakat, ne yazıktır ki, o tarihlerde Samsun- Trabzon yolu yapılamamkta, Samsun'dan sonrası da neredeyse katır sırtında geçilebilmekteydi.

Yine bir seçim arifesindeyiz. Artık, gerçekçi projelere ihtiyacımız. Birbirimizi kandırmayalım. Çünkü, kanan da insan kandıran da. Yarın öbür gün boşa geçen zamandan kandıran da etkilenecek. Mevzu şudur, kandırmayın be kardeşim. Hadi siz kanıyorsunuz, siyasete soyunuyorsunuz, neye kandığınızı açık açık söyleyin, sizin kandığınıza inanalım, biz de kanalım. İyi kanmalar.
Hadi bakalım böyle buyurun.

MERAK ETTİKLERİMİZ

Ekonomik krizlerin sıkça yaşandığı ülkemizde, kriz mağduru bir arkadaşım bundan birkaç ay önce karşılıksız çek kesmek suçuyla cezaevine girmişti. Adalet sistemimizin uygun gördüğü cezasını çeken arkadaşım cezaevinden çıkmış. Geçenlerde karşılaştık. Başından geçenleri anlattı bana.

Suç işlemekten uzak, adeta karıncayı bile incitemez kıvamdaki bu arkadaşım, içeride kaldığı süre içerisinde adeta bir ihtisas görmüş. Dolandırıcılıktan, sahte paraya, araba hırsızlığında, gaspa kadar İstanbul ve Türkiye'nin suç haritasını ezber eden bu arkadaşım, adeta devlet yardımıyla potansiyel bir suç makinesi olarak eğitildiğini söyledi.

Ben de her zamanki gibi merak etmeden duramadım.

Acaba adalet mekanızması, kabahat olarak adlandırılabilecek bir hadiseden ötürü cezaevine gönderilen kişilerin, değişik ve ağır suçlularla bir arada tutulması yerine, toplum yararına olacak şekilde bu kişilerin ihtisas sahibi olmaları sağlanamaz mı?

Yani mal beyanında bulunmadığı için on gün hapis cezası vererek cezaevine gönderilen kişilerin, bu on gün zarfında nitelikli birer dolandırıcı olarak dışarı çıkmaları mı iyidir, yoksa, Avrupa ve Amerika'da olduğu gibi özgürlük lısıtlaması tatbiki ya da suçları ile ilgili olmayan kamu alanlarında çalışmalarının sağlanması mı iyidir? Merak ediyoruz?..